<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/14692">
<title>Sağlık Bilimleri Tez Koleksiyonu</title>
<link>http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/14692</link>
<description/>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18181"/>
<rdf:li rdf:resource="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18183"/>
<rdf:li rdf:resource="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18182"/>
<rdf:li rdf:resource="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18180"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-05T19:03:24Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18181">
<title>Outdoor aktivite merkezleri ve katılımcıların fonksiyonel risk yönetim süreçlerinin incelenmesi</title>
<link>http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18181</link>
<description>Outdoor aktivite merkezleri ve katılımcıların fonksiyonel risk yönetim süreçlerinin incelenmesi
Uzuner, Muhammet Eyüp
Amaç: Bu çalışmanın amacı, outdoor aktivite merkezleri ve katılımcıların fonksiyonel risk yönetim süreçlerinin incelenmesidir.
Yöntem: Araştırmaya 300 kişi paragliding, 250 kişi kayak olmak üzere toplam 550 kişi gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların, rekreatif faaliyetlerle ilgili fonksiyonel risk algılarını belirleyebilmek için Cheng ve arkadaşları (2016) tarafından geliştirilmiş olan “Recreation Safety Climate Measurement Tool” Türkçe diline uyarlanmıştır. Katılımcıların, rekreasyonel spor merkezleri hizmet kalitesi algılarını belirleyebilmek için Ko ve Pastore (2004) tarafından geliştirilen, Köşker ve Çimen (2012) tarafından Türkçe için geçerliliği ve güvenirliliği yapılan, “Rekreasyonel Spor Hizmetleri Kalite Ölçeği” kullanılmıştır. Veriler AMOS 24 ve SPSS 25 paket programlarında analiz edilmiştir. AMOS 24 paket programında doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistiksel hesaplamalar (frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma), keşfedici faktör analizi, bağımsız değişkenlerde 2 tane değişken olanlar için Independent-Samples T Testi, 3 ve daha fazla olan değişkenler için One-Way ANOVA kullanılmıştır. Independent-Samples T Testi ve One-Way ANOVA aracılığı ile gerçekleştirilen işlemlerde anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır.
Bulgular: “Recreation Safety Climate Measurement Tool” “Rekreasyon Emniyet İklimi Ölçme Aracı” olarak Türkçe diline uyarlanmıştır. Rekreasyon Emniyet İklimi Ölçme Aracı ile ilgili tüm faktörlerin analizlerde güvenilirlik düzeyi iyi (Craonbach alpha 0.7≤α&lt;0.9), doğruluk düzeyi %78,41, yapısal geçerliliği uygun (AVE&gt;0,50), maddeler arası korelasyon da pozitif yönde ve güçlü olarak bulunmuştur. Paragliding branşına katılan bireylerin Rekreasyon Emniyet İklimi Ölçme Aracı’ na vermiş oldukları yanıtların değişkenlere göre yapılan analiz sonuçlarında; yaş değişkenine göre rekreasyon emniyet kurallarının algılanması; meslek değişkenine göre yönetim emniyet bağlılığı ve “Özellikle bu aktivite
v
için mi geldiniz?” değişkenine göre de sorumlu yönetici ve başkalarını düşünen emniyet davranışı faktörlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p&lt;0,05). Kayak branşında ise; cinsiyet değişkenine göre rekreasyon emniyet kurallarının algılanması; yaş değişkenine göre yönetim emniyet bağlılığı; yaşanılan bölge değişkenine göre sorumlu yönetici faktörlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p&lt;0,05). Paragliding branşına katılan bireylerin Rekreasyonel Spor Hizmetleri Kalite Ölçeği’ ne vermiş oldukları yanıtların değişkenlere göre yapılan analiz sonuçlarında; cinsiyet değişkenine göre etkileşim kalitesi; yaş grubu değişkenine göre program kalitesi ve toplam; meslek değişkenine göre toplam; aylık gelir düzeyi değişkenine göre program kalitesi ve toplam kalite algılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p&lt;0,05). Kayak branşında ise; yaş grubu değişkenine göre fiziksel çevre kalitesi; aylık gelir düzeyi değişkenine göre etkileşim kalitesi; yaşanılan bölge değişkenine göre çıktı kalitesi algılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p&lt;0,05). Paragliding veya kayak branşına katılan bireylerin rekreasyonel emniyet iklimi algıları birbirleri ile karşılaştırıldığında; yönetim emniyet bağlılığı, rekreasyon emniyet kurallarının algılanması, katılımcılar için emniyet eğitimi, önemseme ve başkalarını düşünen emniyet davranışı faktörlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p&lt;0,05). Paragliding veya kayak branşına katılan bireylerin rekreasyonel spor hizmeti kalite algıları birbirleri ile karşılaştırıldığında; etkileşim kalitesi, çıktı kalitesi ve toplam algılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p&lt;0,05).
Sonuç: Paragliding branşının rekreasyon emniyet iklimi algısının ve rekreasyonel spor hizmeti kalite algısının kayak branşından daha iyi bir seviyede olduğu bulunmuştur. Rekreasyon emniyet iklimi algısının ve rekreasyonel spor hizmeti kalite algısının, yapılan aktivite türünün göre bazı değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara sebep olduğu bulunmuştur. Fonksiyonel risk yönetim çalışmalarının yaygınlaştırılması ile katılımcılar tarafından algılanan emniyet iklimi ve hizmet kalitesinin de arttırılabileceği düşünülmektedir.; Objective: The aim of this study is the investigation of functional risk management processes of outdoor activity centers and participants.
Method: A total of 550 people voluntarily participated in the research, 300 of which were paragliding and 250 people were skiing. To determine the functional risk perception related to the recreational activity of the participants, the “Recreation Safety Climate Measurement Tool”, developed by Cheng et al. (2016), was adapted into the Turkish language. To determine the perceptions of service quality of the participants in recreational sports centers, “The Scale of Service Quality in Recreational Sport” was used, which was developed by Ko and Pastore (2004), validity and reliability for Turkish language studies were investigated by Köşker and Çimen (2012). The data were analyzed in AMOS 24 and SPSS 25 package programs. Confirmatory factor analysis was performed in the AMOS 24 package program. Descriptive statistical calculations (frequency, percentage, mean and standard deviation), exploratory factor analysis, Independent-Samples T-Test for those with 2 variables in independent variables, One-Way ANOVA for variables with 3 or more. The significance level was taken as 0.05 in the transactions carried out by Independent-Samples T-Test and One-Way ANOVA.
Results: “Recreation Safety Climate Measurement Tool” has been adapted to the Turkish language as “Rekreasyon Emniyet İklimi Ölçme Aracı”. All factors related to the Recreation Safety Climate Measurement Tool had good reliability (Cronbach's alpha 0.7≤α &lt;0.9), accuracy level 78.41%, structural validity is proper (AVE&gt; 0.50), a positive and strong correlation between items have been found. In the analysis results of the answers given to the Recreation Safety Climate Measurement Tool by the individuals participating in the paragliding branch; there was a statistically significant difference in the factor of perception
vii
of recreation safety rules according to age group variable; management safety commitment by employment variable, responsible manager and altruistic safety behavior according to “Are you here specifically for this activity?” (p&lt;0.05). In the ski branch; there was a statistically significant difference in the factor perception of recreation safety rules according to gender variable; management safety commitment by age group variable; responsible manager according to the region of residence variable (p &lt;0.05). In the analysis results of the answers given to The Scale of Service Quality in Recreational Sport by the individuals participating in the paragliding branch; there was a statistically significant difference in interaction quality by gender variable; program quality and total quality by age group variable; program quality and total quality by occupation by monthly income level variable (p&lt;0.05). In the ski branch; there was a statistically significant difference in physical environment quality by age group variable; interaction quality by monthly income variable; output quality by region of residence variable (p&lt;0.05). When the recreational safety climate perceptions of individuals participating in paragliding or skiing branch are compared with each other; there was a statistically significant difference in management commitment to safety, perception of recreation safety rules, Safety training for visitors, caring and altruistic safety behavior factors (p &lt;0.05). When the recreational sports service quality perceptions of the individuals participating in the paragliding or skiing branch are compared with each other; there was a statistically significant difference in interaction quality, output quality, and total quality perception (p&lt;0.05).
Conclusion: It was found that the paragliding branch's recreation safety climate perception and recreational sports service quality perception are at a better level than the ski branch. It is found that the perception of recreational safety climate and the perception of recreational sports service quality cause statistically significant differences according to some variables according to the type of activity. It is thought that with the dissemination of functional risk management studies, the safety climate and service quality perceived by the participants can be increased.
</description>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18183">
<title>Meklofenamik asit ile fto (fat-mass and obesity associated gene) proteini baskılanmasının prostat kanseri hücre proteomu üzerine etkilerinin araştırılması</title>
<link>http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18183</link>
<description>Meklofenamik asit ile fto (fat-mass and obesity associated gene) proteini baskılanmasının prostat kanseri hücre proteomu üzerine etkilerinin araştırılması
Şahingöz, Büşra
Amaç: Prostat kanseri (PK), erkelerde görülen kanserler arasında ilk sırada gelmektedir.
Tedavi için yeni yöntemlerde kullanılacak olan moleküllerin arayışları devam etmektedir.
Meklofenamik asit (MA), farklı kanser türlerinde terapötik etkisi olan ve steroid olmayan
anti-enflamatuar bir ilaçtır. Bu tez çalışmasında aynı zamanda dematilaz aktiviteye sahip
FTO proteininin spesifik bir inhibötürü olan MA’nın prostat kanseri hücrelerindeki
etkilerinin prtoeomik düzeyde araştırması amaçlanmıştır.
Yöntem: LNCaP hücrelerinde FTO proteini inhbisyonunu sağlamak için 80 μM MA ile 24
saat süreyle muamele edilmiştir. MA uygulanan ve MA-uygulanmayan hücrelerde
karşılaştımalı proteomik analiz gerçekleştirilmiştir. Bunun için deney gruplarından elde
edilen proteinler, iki boyutlu jel elektroforezine (2DE) tabi tutuldu. Regülasyonlarında
değişiklik görülen protein spotları jellerden kesilerek jel içi triptik kesim sonrası MALDITOF/
TOF ile tanımlandı.
Bulgular: Tanımladığımız proteinler arasında neredeyse tamamının birbirleri ile ilişkili
olduğu ve ilintili yolaklarda görev aldıkları görüldü. MA uygulanan LNCaP hücrelerinde
glikoliz metabolizması (ALDOA, PKM ve SDH), hücre iskeletinin şekillenmesi (ARP3,
COF1 ve WDR1), transport aktivitesi (CLIC1), protein metabolizması (yıkımı,
translasyonu) (PSB, UCHL1, HSC71 ve EF2) ve en belirgin olarak da mRNA işlenmesi
(CSTF1 SRSF1, SRSF3, RBM4, RBM4B) ile ilişkili proteinlerin ifade seviyelerinde
değişiklikler görülmüştür. HSC70 hariç tüm proteinlerin ifade seviyerinde azalma vardı.
Sonuç: Meklofenamik asit prostat kanserinde diğer hücresel yolakların yanı sıra daha
belirgin olarak alternatif poliadenilasyon ve splaysing makinesi aracılı güçlü bir terapötik
etkiye sahip olabilir ve diğer kanser türlerindeki tedavilere de yeni terapötik hedefler
sunabilir. Ancak bu ön görüler ileri çalışmalar (in vivo ve in vitro deneyler) ile
desteklenmelidir.; Objectives: Prostate cancer (PC) is the highest observed cancer among the caancer types in
men. The search for novel chemical agents that may be used for the treatment continues.
Meclofenamic acid (MA) is a non-steroidal anti-inflammatory drug with therapeutic effect
in different types of cancer. The aim of this thesis study was to investigate the effects of MA,
a specific FTO protein inhibitor with dematylase activity, on prostate cancer cells at the
proteome level.
Methods: To inhibit FTO protein activity in LNCaP cells, the cells were treated with 80 μM
MA for 24 hours. Comparative prototeomic analysis was performed in MA-treated and MAuntreated
cells. First, proteins were extracted from cells and then were subjected to twodimensional
gel electrophoresis (2DE). Protein spots displaying changes in their regulation
ratios for more than 2-fold were excised from the gels and identified with MALDITOF/
TOFmass spectrometry.
Results: Bioinformatics analysis of the differentially regulated proteins that we identified
showed that they were all associated with and took part in related pathways. In MA-treated
LNCaP cells, glycolytic metabolizması (ALDOA, PKM and SDH), cytoskeletal formation
(ARP3, COF1 and WDR1), transport activity (CLIC1), protein metabolism (PSB, UCHL1,
HSC70 ve EF2) and most notably mRNA processing (CSTF1, SRSF1, SRSF3, RBM4 and
RBM4B)- were affected by the changes caused by MA inhibited FTO activity.
Conclusions: The use of MA may have a significant potential for therapeutic use in prostate
cancer. It appears that MA dictates its affects through alternative polyadenylation and
splicing machinery as well as other cellular pathways and may offer novel therapeutic targets
for te treatment of various cancer types. However, these predictions should be supported by
further studies (in vivo and in vitro experiments).
</description>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18182">
<title>Akciğer kanserli hastalarda braf, kras, nras ve pık3ca gen mutasyonlarının belirlenmesinin prognostik ve terapötik etkisinin araştırılması</title>
<link>http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18182</link>
<description>Akciğer kanserli hastalarda braf, kras, nras ve pık3ca gen mutasyonlarının belirlenmesinin prognostik ve terapötik etkisinin araştırılması
Gül, Cem
Amaç: Akciğer kanseri ülkemizde ve dünyada kansere bağlı ölümlerin en büyük nedenidir. Akciğer kanserinde en yaygın mutasyona uğrayan onkogenler KRAS, EGFR, BRAF, PIK3CA, NRAS yer almaktadır. Bu genlerin tamamı kanser gelişimi için önemli bir serin/treonin kinaz sinyal yolağı olan MAPK ile PIK3/AKT/mTOR sinyal yolaklarının aktivasyonunda rol oynamaktadırlar. KRAS akciğer kanseri hastalarında varyasyonları en sık rastlanan ikinci gen olup, KRAS, NRAS, BRAF ve PIK3CA tedaviye dirençli akciğer kanseri hastalarında oldukça sık rastlanmaktadır. Bu çalışmada KRAS, NRAS, BRAF ve PIK3CA gen varyasyonlarının görülme sıklığı, hastalığın sağ kalımına etkisi ile prognostik ve terapötik etkisinin araştırılması amaçlanmaktaıdır.&#13;
Yöntem: Çalışmamızda Kocaeli Üniversitesi Tıbbi Genetik ve Moleküler Biyoloji Anabilim Dalı’na akciğer kanseri ön tanısı ile gelen 2018-2020 yılları arasında likit biyopsi yöntemiyle periferik kandan izole edilen hdDNA ile Yeni Nesil Dizileme metodu kullanılarak varyant analizi yapılan 363 hastanın varyant sonuçları ile hastaların klinik verileri değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 22 paket programı ile analiz edilmiştir..&#13;
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 363 hastanın 250’si (%68,87) erkek 113’ü (%31,13) kadın hastalardı. Hastalardaki akciğer kanseri tanısı alma yaşı ortalama 63,7’dir. Hastalarımıızn genel sağ kalım oranı 11,5 aydı. Likit biyopsi analizi yapılmış hastalarımızın %32’sinde (n=117) incelenen genlere ait varyant saptandı. Varyant saptanan hastalarımızın %63’ünde KRAS, %10’unda NRAS, %20’sinde BRAF ve %43’ünde PIK3CA genine ait varyant saptanmıştır.&#13;
Sonuç: Varyant sıklıklarımız literatürle uyum göstermektedir. KRAS, NRAS, BRAF ve PIK3CA gen varyantları klinik veriler ile birlikte incelendiğinde, henüz hastaların tedavi süreçlerini etkileyecek ve sağ kalımlarını arttıracak bir ilaç etkileşimi olmadığı saptanmıştır. Bu veri, incelenen genlerin hastalığın tedavisinde direnç oluşturarak etki gösterdiğini düşündürmekle beraber, bu genlerin yeni hedefe yönelik tedaviler için hedef molekül niteliğinde olduğunu göstermektedir.; Objective: Lung cancer is the most common cancer-related cause of death in Turkey and in the world. The most common mutated oncogenes, regarding lung cancer, are KRAS, EGFR, BRAF, PIK3CA, NRAS.&#13;
These cancer-related genes play a major role in activating the MAPK- und PIK3/AKT/mTOR- Signaling pathways. While KRAS is the second most common gene among the gene variations in lung cancer patients, KRAS, NRAS, BRAF and PIK3CA were found quite frequently in treatment-resistant lung cancer patients. The goal of this study is to research the incidence of KRAS, NRAS, BRAF, and PIK3CA gene variations influence on the survivability of the patients of the disease, as well as their prognostic and therapeutic effects.&#13;
Method: In our study, variant results of 363 patients who were admitted to Kocaeli University Medical Genetics Department with a preliminary diagnosis of lung cancer between 2018 and 2020, for whom variant analysis was performed using cfDNA isolated from peripheral blood by liquid biopsy method and NGS method, and clinical data obtained from oncology patient files. analyzed using The obtained data were analyzed with the IBM SPSS Statistics 22 package.&#13;
Results: Of the 363 patients included in the study, 250 (68.87%) were male and 113 (31.13%) were female. The average age at diagnosis was 63.7 years. The overall survival rate of our patients was 11.5 months. Gene variants were found in 32% (n = 117) . Variant of KRAS gene was found in 63% of our patients, NRAS in 10%, BRAF in 20% and PIK3CA gene in 43% of our patients.&#13;
Conclusion: Our variant frequencies are consistent with the literature. KRAS, NRAS, BRAF and PIK3CA gene variants were examined together with clinical data, it was determined that there was no drug interaction that would affect the treatment processes of the patients and increase their survival. This data suggested that the examined genes may cause resistance to treatment and additionally these genes are target molecules for new targeted therapies.
</description>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18180">
<title>Nörotoksin analizi için immünassay geliştirilmesi</title>
<link>http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/handle/11493/18180</link>
<description>Nörotoksin analizi için immünassay geliştirilmesi
Işık, Meryem
Amaç: Anaerobik sporlu bir bakteri olan Clostridium botulinum tarafından üretilen Botulinum nörotoksini (BoNT) doğada bilinen en potent toksindir. Moleküler ağırlığı 150 kDa olan toksin, proteinin tersiyer yapısında meydana gelen iki aşamalı modifikasyon ile iki zincirli hale gelir. Bu haliyle sinir hücrelerine endositoz yoluyla giren toksin sinaptozomal ilişkili protein 2 (SNAP-25) ve sinaptobrevin-2 gibi sinaptik proteinleri keserek nöromusküler kavşaktaki nörotransmiter salınımını engeller ve kasların kasılıp paralize olması ile sonuçlanan botulizm adlı ölümcül hastalığa neden olur. Aynı zamanda Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) tarafından A sınıfı biyolojik ajan listesinde bulunan BoNT’un biyoterörizm amaçlı kullanım potansiyelinin de yüksek olması toksinin hızlı tespitinin yapılmasının önemini artırmaktadır.&#13;
Toksinin saptanmasında altın standart fare biyoanalizi olarak kabul edilmekle birlikte birçok deney hayvanının kullanılmasına sebep olması, yoğun emek gerektirmesi ve zaman alıcı (4 güne kadar) olması sebebiyle yeterince pratik bulunmamaktadır. En önemlisi, fare biyoanalizi yapılırken botulizm şüphesi ile tedavi altında olan hastaların toksinin çok hızlı etki etmesi sebebiyle kaybedilme olasılıkları yüksektir, dolayısıyla BoNT tespiti için hızlı ve yüksek duyarlığa sahip tanı sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Söz konusu tez kapsamında, BoNT A’nın hızlı tespiti için yüksek duyarlıklı antikorların geliştirilerek ELİSA tabanlı bir sistemde kullanımı amaçlanmıştır.&#13;
Yöntem: BoNT A'nın hafif zincirine (LC) ve ağır zincirde bulunan reseptör bağlanma bölgesi (HC) ile translokasyon bölgelerine (HN) özgü sentetik epitopik bölgeler, IEDB'den B hücresi "Epitop Tahmin Araçları" kullanılarak antijen olarak seçildi ve bir yazılımla (Discovery Studio 4.0) BoNT A yüzeyinde olduğu gösterildi. Seçilen peptitler, fare bağışıklamalarında kullanıldı ve geliştirilen anti-peptit antikorları ile doğal yapılı BoNT A arasındaki ilişki incelendi.&#13;
Bulgular: Farelerde üç farklı peptide (P1, P2 ve P3) karşı geliştirilen anti-peptit antikorları ile mililitrede pikogram seviyelerinde doğal yapılı BoNT A'nın saptanması gerçekleştirildi.&#13;
Sonuç: Bu çalışma, sentetik peptitlerin, toksinlere karşı yüksek afiniteli antikorları geliştirmek için en az doğal toksin veya toksoidin kendisi kadar etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca botulizmin hızlı teşhisine duyulan ihtiyaç ve halihazırda kullanılan test sistemlerinde çok sayıda deney hayvanının kurban edildiği göz önüne alındığında, bu sonuçlar benzer çalışmalarda hem hayvan sayısını hem de toksin kullanım miktarını azaltmak için sentetik peptit immünojenlerinin kullanılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.&#13;
Bu çalışma TÜBİTAK tarafından 117H001 no’lu “1009 Tavşan Serumu Projesi” kapsamında desteklenmiştir.; Objective: Botulinum neurotoxin (BoNT), produced by Clostridium botulinum, an anaerobic spore-forming bacterium, is the most potent toxin known in nature. The toxin, with a molecular weight of 150 kDa, becomes two-chain with a two-step modification that occurs in the tertiary structure of the protein. In this state, the toxin, which enters the nerve cells through endocytosis, cuts synaptic proteins such as synaptosomal-associated protein 2 (SNAP-25) and synaptobrevin-2, inhibits neurotransmitter release at the neuromuscular junction and causes the fatal disease called botulism, which results in muscle contraction and paralysis. At the same time, the high potential for bioterrorism use of BoNT, which is on the Class A biological agent list by the Centers for Disease Control and Prevention (CDC), increases the importance of rapid detection of the toxin.&#13;
Although it is accepted as the gold standard, mouse bioanalysis for toxin detection, it is not practical enough because it causes the use of many experimental animals, requires intensive labor and is time consuming (up to 4 days). Most importantly, while performing mouse bioanalysis, patients under treatment for suspected botulism are likely to die due to the rapid action of the toxin, so rapid and high-sensitivity diagnostic systems for BoNT detection need to be developed. Within the scope of the thesis, it is aimed to develop high-sensitivity antibodies for rapid detection of BoNT A and use them in an ELISA-based system.&#13;
Methods: Synthetic epitopic regions specific to the light chain (LC) of BoNT A and the receptor binding site (HC) and translocation sites (HN) found in the heavy chain were selected as antigens using B cell "Epitope Prediction Tools" from IEDB and analyzed with a software ( Discovery Studio 4.0) was shown to be on the BoNT A surface. Selected peptides were used in mouse immunizations and the relationship between the developed anti-peptide antibodies and native BoNT A was examined.&#13;
Results: With anti-peptide antibodies developed against three different peptides (P1, P2 and P3) in mice, natural BoNT A was detected at picogram levels per milliliter.&#13;
Conclusion: This study shows that synthetic peptides are at least as effective as the natural toxin or the toxoid itself in promoting high-affinity antibodies against toxins. In addition, given the need for rapid diagnosis of botulism and the large number of experimental animals sacrificed in currently used test systems, these results demonstrate the necessity of using synthetic peptide immunogens to reduce both the number of animals and the amount of toxin use in similar studies.&#13;
This study was supported by TUBITAK within the scope of "1009 Rabbit Serum Project" numbered 117H001.
</description>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
